İsviçre’nin kültürü komşuları tarafından çok etkilendiyse de yıllar geçtikçe önemli bölgesel farklılıklar gösteren kendine özgü bir kültür oluşturmuştur. Özel olarak Fransızca konuşulan bölgeler Fransa’ya, Almanca konuşulan bölgeler Almanya’ya ve İtalyanca konuşulan bölgeler de İtalya’ya, ülkelerindeki diğer bölgelerden daha yakındır. İsviçre’deki kuvvetli bölgecilik nedeniyle homojen bir İsviçre kültüründen söz etmek mümkündür.

Kültürel olarak aktif olan birçok İsviçreli, ülkelerindeki kısıtlı olanaklar nedeniyle yurtdışına çıkmayı tercih etmiştir. Aynı zamanda İsviçre’nin tarafsızlığı ve düşük vergi oranları da tüm dünyadan birçok yaratıcı insanı bu ülkeye çeker. Savaş zamanlarında siyasi sığınma geleneği birçok sanatçının bu ülkeye gelmesinde yardımcı olurken günümüzde bunu düşük vergi oranları sağlar.

İsviçre 2008 yılında UNESCO’nun Somut olmayan Kültürel Mirasın Korunması (2003) ve Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi sözleşmelerini imzaladı.

Gelenekler

Gelenekler İsviçre kültürünün görünmeyen fakat çok katmanlı yapısının bir parçasıdır. Gelenekler halk kültürünün bir parçası olarak oldukça dağınık yerel ve bölgesel bir görünüm arz ederler. Ancak Karnavallar, Paskalya ve Noel kutlamaları gibi bazı durumlarda bu aşırı yerelliği aşarlar. Basel Karnavalı ve Luzern Karnavalı gibi karnavallarda müzik, dans ve çeşitli halk şiirleri çok çeşitli biçimlerde sergilenir.

İsviçre’deki geleneksel kutlamaların bazı örnekleri: Luzern Karnavalı, Unspunnen taşı fırlatma yarışması, Sechseläuten ve Fête des Vignerons.

Edebiyat

Jean-Jacques Rousseau, sadece bir yazar değildi ayrıca on sekizinci yüzyılın en etkili filozoflarından biriydi.

1291′de Konfederasyon kurulduğunda, sadece Almanca konuşulan bölgelerde edebiyatın erken formları Almanca olarak meydana gelmeye başladı. 18. yüzyılda, Fransızca konuşan müttefiklerin etkisi eskisinden daha belirginken; Fransızca, Bern ve çevresinin popüler dili oldu.

İsviçre Alman edebiyatının klasikleri arasında Jeremias Gotthelf (1797-1854) ve Gottfried Keller (1819-1890) sayılabilir. Ayrıca 20. yüzyılda İsviçre edebiyatının tartışmasız devi olan Friedrich Dürrenmatt’ın, Die Physiker (The Physicists) ve Das Versprechen (The Pledge) adlı eserleri Hollywood filmi olarak sinemaya uyarlandılar.

Önde gelen Fransızca konuşan yazarlar arasında Jean-Jacques Rousseau (1712–1778) ve Germaine de Staël (1766–1817) sayılabilir. Daha yakın tarihte yaşamış olan yazarlardan biri de Charles Ferdinand Ramuz’dur. Charles Ferdinand Ramuz, eserlerlerinde köylülerin ve dağ sakinlerinin yaşamlarını ve onların zor çevre koşullarındaki yaşantılarını anlatır. İsviçre edebiyatına İtalyanca ve Romanşça konuşan yazarlar da katkıda bulunur ancak diğerlerine göre bu oran daha azdır.

Büyük olasılıkla İsviçre edebiyatının en ünlü eseri Heidi’dir. Heidi, Alpler’de dedesiyle yaşayan yetim bir kızın öyküsünü anlatır. Tüm zamanların en popüler çocuk romanlarından biridir ve İsviçre’nin bir simgesi durumuna gelmiştir. Yaratıcısı Johanna Spyri (1827–1901), benzer konularda birçok kitap yazmıştır.

Sinema

Avrupa’nın sinema tarihine bakılırsa İsviçre sineması en genç sinemalardan biri sayılabilir. İlk olarak 1930′larda bazı hırslı rejisörlerin ve yapımcıların ülkeye göç etmesi ile ilk film girişimleri gerçekleşti. 1950′lere kadar çıkan en önemli rejisör olarak Avusturya’dan ülkeye göç eden ve 4 Oscar almayı başaran ve çok sayıda uluslararası başarı sağlayan Leopold Lindtberg’den söz edilebilir.

Diğer Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi İsviçre’de de sinema devlet desteğine bağımlıdır. Buna karşın devlet sübvansiyonları sınırlı miktardadır. Uluslararası üne sahip çok az İsviçre filmi vardır. Bunun nedenleri arasında aynı dili konuşan çevre ülkelerin sinemalarının varlığı ve ABD film ve TV dizilerinin güçlü rekabetinden söz edilebilir. Sinemalarda ABD yapımı filmler ağırlıktadır. Sinema giriş ücretleri ise Avrupa’da en yüksek ülkelerden biridir.

İsviçre üretimi olan en ünlü filmlerden biri Die Schweizermacher adlı komedi filmidir. Dikkate değer diğer komediler arasında Daniel Schmid’in yönettiği Beresina oder Die letzten Tage der Schweiz ile Urs Odermatt’ın yönettiği Gekauftes Glück‘ün adı verilebilir. Trajedi tarzında Fredi M. Murer’in Höhenfeuer‘i, drama tarzında Yves Yersin’in Les petites fugues‘i başarılı örnekler olarak gösterilebilir. Xavier Koller’in Umuda Yolculuk‘u ise 1991′de Oscar kazandı. Bu film bir Alevi ailenin daha iyi bir yaşama ulaşabilmek için Türkiye’den İsviçre’ye kaçışını anlatıyordu. İsviçreli rejisör Marc Forster’un yönettiği Kesişen Yollar filmindeki oyunuyla Halle Berry Oscar kazanan ilk Afroamerikan kadın oyuncu oldu.

Uluslararası sinema piyasasındaki en başarılı yapımcı olarak sayılabilecek olan Arthur Cohn dört defa Oscar’a aday gösterildi ve üç kez En İyi Belgesel Film Akademi Ödülü’nü aldı.

İsviçre’nin çeşitli şehirlerinde yılda bir film festivalleri düzenlenir. Solothurn Film Festivali ödüllerini ocak sonunda dağıtır. Locarno Uluslararası Film Festivali her yıl ağustos ayında yapılır ve dünyanın en önemli film festivallerinden biri sayılır. En yeni film festivali ise 2005′ten bu yana yapılmaya başlanan Zürih Film Festivali’dir.